Bu kitaba ilginç bir biçimde, bir kahvehanede başladım. Evde bahar temizliği yapıldığı için dışarıda olmak zorundaydım. Daha doğrusu ablam ve annem temizlik sürecine engel olurum diye beni evden kovmuştu.
Böylece çoktandır elime almak istediğim bu kitabı kaptığım gibi mahallemizde az masrafla oturulabilecek tek yer olan kahvehaneye yollandım.
Herkes okey yada iskambil oynarken “gerçekliğin doğası” hakkında ince ve derin çözümlemeler okumak başlarda zor oldu ama Russel’ın insan zihnini genişleten bakışı beni hemen kavradı hatta büyüledi.
Russel’ın daha önce üç ciltlik “Batı Felsefesi Tarihi” kitabını okumuştum. Ve açıklık ile kesinliğe olan takıntılı tutumu bana bilimle felsefe arasındaki köprünün Russel yönünden kurulmaya çalışıldığı izlenimi vermişti.
Burada belirtmek istediğim önemli bir nokta var: “Felsefe sorunları”nda Russel matematik-mantık disiplinlerine daha çok başvuruyor. Daha doğrusu dünyaya oradan bakıyor. Çubuğu oraya doğru kırıyor. Pozitif bilimlerin ortaya çıkardığı gerçeği kesin gerçek olarak kabullenmiyor. Dolayısıyla bilimi de kesin doğruluk kaynağı olarak görmüyor. Ama bilim dışı hiç bir şeye de yaslanmıyor.Bilim dışı spekülatif felsefi dizgelerden de uzak duruyor.
İlginç, dahası heyecan verici bir kitap bence. Dünyaya Russel gibi bakmasam bile.